Doğumda ağrı kavramı? Yoksa dalgalar mı desek?

Bugün uzaklardan yeni bir aile geldi ziyaretime. İkinci hamileliğiydi ve doğal doğum istiyordu. Oturur oturmaz ilk sorusu” Ağrı istemiyorum doktor?” oldu. “Tamam” dedim içimden, “ kesin ilk doğumunda çok ağrı oldu ve travmatik bir doğum yaşadı.” Ama yanılmıştım. İlk doğumun epidural anestezi ile yapmıştı ve hiç ağrı hissetmemişti. Oysa yaşadıkları onu tatmin etmemişti. Yıllar içinde doğal doğumun önemini anlamıştı ve ilaçsız-doğal bir doğumla bu bebeğine kavuşmak istiyordu. Ama ağrıdan da korkuyordu. Birçok anne adayı gibi…Bana ilaç dışı ağrı kesici teknikleri öğrenmek için gelmişti.

Doğumda ağrı birçok annenin korkulu rüyasıdır. Bu korkudan dolayı ya anestezi altında doğumu tercih ederler ya da bana göre tıbbi zorunluluklar dışında en kötü doğum şekillerinden biri olan planlı sezaryeni. Ağrı doğum yolunda toplumsal bir sorundur.

Doğumdaki ağrının kaynağı nedir?

Doğumda ağrı olur mu? Ağrı hissetmeden doğum yaptığını söyleyen bazı kadınları saymazsak evet, doğumda ağrı olur ancak bu farklı bir ağrıdır. Bu ağrı vücudumuzda bir hasar meydana geldiğinde hissettiğimiz ağrıdan çok farklıdır. Bu ağrı aslında acı vermeyen bir ağrıdır. Rahim kaslarının itmesi sonucu bebeğin başı rahim ağzında ve çevre dokularda bir baskı yaratır. Doğumdaki ağrının temel kaynağı budur. Ancak farklı kültürler, inanışlar ve annenin korkularına bağlı olarak artabilir veya azalabilir. Bu değişik hisleri ciddi bir ağrı kaynağı veya zihninizde dönüştürerek sadece baskı olarak algılamak arasındaki seçim size kalmıştır.

 

Doğumda fiziksel anlamda ağrıyı yaratan iki temel faktör vardır. Bunlardan biri rahimin kasılmasıdır. Ancak rahimdeki kasılma tek başına ağrı sebebi değildir. Bedenimizdeki hiçbir kas çalışırken ağrı yaratmaz. Eğer bir patoloji yoksa. Bu kasılmalarda ağrı oluyorsa temel sebebi ona yeterince hizmet etmediğimizden ve saygı göstermediğimizdendir. Kaslar çalışırken oksijen ihtiyacı olur. Oksijen kaslara akciğerlerimizden gelen temiz havanın damarlarımızdaki kan yolu ile taşınması sayesinde ulaşır. Demek ki nefesimizi doğru ayarlamak ve damarlarımızın kasılmasına neden olacak durumlardan da kaçınmak gerekir. İşte nefes, gevşeme ve zihinsel hazırlık burada önemli hale geliyor. Her bir kasılmada yüzeysel panik nefesleri aldığınızda, bütün bedeninizi istemsiz olarak kasıp bu ağrıdan kurtulmaya çalıştığınızda ve korkularınızın bir sonucu olarak salgıladığınız adrenalin ile istemeden rahime giden damarları kastığınızda aslında kasların oksijen ihtiyacını da yeterince sağlamıyorsunuz demektir. Bu durum da ağrılı kasılmaların sebeplerinden birini oluşturur.

 

Doğumdaki diğer ağrı sebebi ise bebeğin rahim ağzına doğru itilmesi sonucunda, rahim ağzına yapılan baskıdır. Ancak doğum için bu kesinlikle gereklidir. Rahim ağzı bu sayede açılır ve bebeğin geçişine izin verir. Her bir kasılmada aynı zamanda da rahmi yerinde tutan bağlar da gerilir. İşte bu baskı ve gerilmeler hissettiğiniz ağrının temel kaynaklarından diğeridir. Annenin korkuları burada da etkilidir. Anne ne kadar çok korkarsa rahim ağzının bu korkuya tepkisi kapanma şeklinde olacaktır. Çünkü korku ilkel beyin için tehlike demektir. İçgüdüsel olarak tehlikenin olduğu yerde doğum olmamalıdır. Bu yüzden beyin içgüdüsel olarak korkan kadında rahim ağzının açılmasını durdurur. Böylece bebek başı önünde rahatça açılacak bir rahim ağzı yerine, ona engel olan bir rahim ağzı karşımıza çıkar. Baskı ve dolayısı ile hissedilen ağrı artar. Aslında tehlike karşısında beden kendini ve bebeği korumaya yönelik çalışıyordur. Bu içgüdüsel korunma mekanizması doğumdan korkan annelerin karşısına aşırı ağrı olarak çıkar. Birçok ebe veya anneyi dinlediğinizde kasılmaların çok iyi ama açılmanın olmadığı doğum hikayeleri hepimiz için tanıdık gelecektir. İşte buradaki açılmamanın ve dolayısı ile daha fazla ağrı hissedilmesinin temel nedeni korkunun yarattığı savunma mekanizmalarıdır.

Bunların yanında ağrıyı etkileyen birçok faktör daha var. Hissedilen ağrı din, kültür, doğum ortamları, geçmiş tecrübeler, daha önce duyulan doğum hikayeleri, yaşanmış tecrübeler gibi birçok faktörden etkilenir. Ama 3 faktör var ki bunları önlemek çok daha kolay.

  1. Yorgunluk
  2. Depresyon
  3. Anemi

 

Bu üçünün varlığı hissedilen ağrıyı arttırıyor. Bu yüzden annelere özellikle doğumun başında bol bol dinlenmelerini öneriyoruz. Doğumun başlangıcında her şey çok rahat ve sakin başlıyor. Ama doğumun heyecanı ile bir koşturma içine giren anneler, doğumda ihtiyaç duyacağı enerjilerini daha doğumun başında tüketme eğiliminde oluyorlar. Oysa doğumun yavaş faz dediğimiz ilk evresinde tek yapacakları şey dinlenmek ve yeterli besin/sıvı ihtiyacını karşılamak olmalıdır. Önünde daha uzun bir yol olabilecektir.

 

Neden bu ağrı var?

Bunu anlayabilmek için sizi biraz özünüze davet etmem gerekiyor. Bir memelisiniz aslında ve tüm memeliler gibi tek başınıza rahatça doğum yapabilirsiniz. Ormanda doğum yapacağınızı düşünün. Bir yandan barınma, diğer yandan da beslenme sorunuzu çözmelisiniz. Doğumun son zamanlarında içgüdüsel olarak doğum yapacağınız güvenli bir yer oluşturmak için bir duygu gelir. Hayvanlar bu içgüdüyü güvenli alan bulmak için kullanır. İnsan ise ilk iş olarak ev temizliği yapar. Günümüz kadınlarında ise maalesef bu içgüdü alışveriş merkezine koşarak daha fazla bebek malzemesi satın almak için kullanılır. Bu hikayeleri eminim hepiniz duymuşsunuzdur. Oysa bu yuva kurmak ve bu yuvayı güvenli kılmak için gerekli bir içgüdüdür. Biz dönelim ormanımıza. Bir şekilde dolaşırken doğumun erken bulguları başlar. Kasılmalar ve yarattığı baskı hissi. Buna da doğum sancısı dense de aslında başlardaki kasılmalar kesinlikle aşırı sancılı değildir. Size bir mesajdır; Doğum başlıyor! Güvenli alanına git! Yani doğum ağrısı sizin daha güvenli bir yere ulaşmanız ve gelecek nesli çevredeki tehditlerden korumanız için bir fırsattır.

Günümüzde ise bu ağrılar güvenli bir şekilde hastaneye gelmeniz için bir uyarıdır. Şimdi bu uyarının hiç olmadığını ve tamamen ağrısı doğum yaptığınızı bir hayal edin. İster orman ister modern şehir oldun bu durum bebeklerimizi koruyabilmemiz için hiç uygun olmazdı. Bebekler aniden ve istemediğimiz koşullarda doğardı. Yani belki bu açıdan ilk defa bakacaksınız ama doğum ağrısı bebeğinize sağlıklı bir yerde ve güvenli bir şekilde kavuşmanız için sizin dostunuzdur.

Ağrı mı dalga mı?

Burada ağrı kelimesinin algısı da çok önemlidir. Biz eğitimlerimizde ağrı kelimesini pek kullanmıyoruz. Çünkü ağrı ve sancı kelimeleri zihinde negatif imgeleri tetikliyor ve annede olumsuz etkiler yaratıyor. Bunun yerine dalga kelimesini daha çok tercih ediyoruz. Bu yolla daha doğum başlamadan olumlu pozitif kelimelerle güzel bir adım atıyoruz. HypnoBirthing kitabını okuyanlar varsa bu konu orada çok güzel anlatılır. Gerçekten de günlük hayatta hissettiğimiz ağrı veya sancılı durumlarla, doğum kasılmalarını karşılaştırdığınız zaman çok farklı olduklarını görebilirsiniz.

Ağrı ve sancılar geldikten sonra sürekli oradadır. Oysa doğum dalgaları medyada sıklıkla gösterilenin aksine aniden gelmez. Yavaş yavaş gelir. Sanki bir dalga gibidir. En tepe noktaya yaklaşık 30 saniyede ulaşır ve yine yavaş yavaş geri döner. Yani dalganın başlamasıyla birlikte bebeğiniz size hazırlanma süresi verir. Zorlansanız bile bu dalganın en tepe noktası olan 10-20 saniyelik kısmıdır. Zorlandığınız bu kısmı da uygun nefes ve odaklanma çalışmaları ile aşmanız çok kolay olacaktır.

Bu dalgaları ağrıdan farklı kılan bir diğer özellik aralıklı olmasıdır. Yani bir dakikalık kasılma süresinin sonunda yaklaşık iki dakikalık dinlenme süreniz olacaktır. Bebeğiniz bir yandan dinlenirken, diğer yandan da enerji toplamanız için size süre verir. Bu sürenin sonunda bir dakikalık yeni bir çalışma zamanı sizi bekliyor olacaktır. Bebeğiniz ve rahminiz uyum içinde çalışırken siz kendinizi gevşek bırakarak onlara yardım edebilir, bu sayede dalgalarla uyum içinde çalışabilirsiniz. Yani başka bir deyişle ortalama 10 saatlik bir doğumda yaklaşık 3 saat çalışma süreniz olacak geri kalan zamanda ise dinlenme şansınız olacaktır.

Dalgaların bir diğer özelliği de amaca yönelik olması ve süresinin belirli olmasıdır. Oysa klasik ağrıların süresi belli değildir ve ağrıyan noktayı belirleme dışında bir amacı yoktur. Bebeğiniz size kavuşabilmek için rahim kasılmalarını kullanır. Her bir kasılma bebeğinizi size bir adım daha yaklaştıracaktır. Her bir kasılmanın kutsal bir amacı vardır; rahim ağzının açılmasını sağlayarak bebeğe geçiş sağlamak.  Bu kasılmalar sonrasında bebeğiniz doğacak ve sizin onu bekleyen sevgi dolu kucağınıza kavuşacaktır. İşte bu anda aniden bütün ağrılar bitecek. Geriye sadece coşku, büyük bir enerji patlaması ve bebeğinizin size capcanlı bakan kocaman gözleri kalacaktır. Doğal bir doğum sırasında salgılanan oksitosin hormonu sayesinde hissettiğiniz tüm rahatsızlıklar da unutulacaktır.

Ağrılar hastalıkta oluşur. Oysa doğum bir hastalık değil fizyolojik doğal bir eylemdir. Eğer bu doğum eylemi doğası gereği çok ağrılı olsaydı bütün memelilerin sancılar içinde kıvranırken doğum yapmaları kaçınılmazdı. Oysa doğumda aynı ortak sinir sisteminin çalıştığı memelilerin doğumlarına baktığımızda hepsinin sessizlik içinde doğumlarını tamamladıklarını görmek şaşırtıcı değil mi?

Normal ağrı  

Doğum ağrısı

 

Ne zaman geleceği belli değildir.

Süresi belli değildir.

Mutlaka bedende bir hasar vardır.

Geldikten sonra süreklidir.

Sonu belli değildir.

Hastalık belirtisidir.

Kontrolü zordur.

Yaklaşık gelme zamanını hissedersiniz

Süresi bellidir.

Bedende hasar veya hastalık yoktur.

Aralıklı gelir, dinlenmeye izin verir.

Sonu bellidir. Doğumla biter.

Fizyolojik bir olayın sonucudur.

İlaç dışı rahatlama teknikleri ile kontrol edilebilir.

Hedef ne olmalı?

Doğumun iki evresi vardır. Açılma evresinde rahim ağzı bebeğin başının geçişine izin verecek kadar açılır. Ağrının birçoğu bu aşamada hissedilecektir. İkinci doğum evresinde ise bebek başının vajenden aşağı kayarak doğumun gerçekleşmesidir. Bu aşamada ağrı nispeten azalır ve çok daha başka hisler yerini alır.

Hedef işte bu her iki dönemde de bedeni tamamen gevşek bırakmak ve her dalgada derin yavaş nefesler almak olacaktır. Korkulardan arınmış ve gevşek olan bir bedende rahim ve bebek daha uyumlu çalışacaktır. Nefesler sayesinde rahime ve bebeğe yeterli oksijen gidecektir. Rahim ağzı daha kolay ve ağrısız açılacaktır. Doğum evresinde ise gevşeme sayesinde bebek çok daha rahat aşağı inecektir. Vajen kasları kasılmadığından bu geçişi engellemeyecek, bu sayede doğum daha rahat olacaktır.

Peki pratik olarak neler yapabiliriz?

  1. Doğuma hazırlık kurslarına katılın
  2. Korkularınızla çalışın
  3. Destek alın
  4. İlaç dışı rahatlatıcı teknikleri öğrenin
  5. Nefes çalışın
  6. Suyu rahatlama amaçlı kullanın

 

Öncelikle varsa doğum korkularınızdan kurtulmanız rahat bir doğum yolunda ilk ihtiyaçlarınızdan biridir. Bu korkulardan kurtulmak için uluslararası kabul gören doğuma hazırlık kurslarından birine katılabilir veya günümüzde annelerin yanında yer alan yeni bir uzmanlık dalından, doğum terapistlerinden destek alabilirsiniz. Doğuma hazırlık kurslarında doğru doğum bilgisinin yanında kendinizi gevşek bırakacak ilaç dışı rahatlama tekniklerini ve nefesleri öğrenirsiniz. Doğum terapistleri doğum eğitimlerini de tamamlamış uzman psikologlardır. Doğum yolunda korkularınızdan arınmanız için size profesyonel destek verirler.

 

Ama çevrenizde bu kursların ne kadar az yapıldığını ve birçoğunuzun ulaşamadığını biliyorum. Ulaşabilenlerin yapması gereken bu kurslarda ilaç dışı ağrı kesici tekniklerin öğretilip öğretilmediğini sorgulamak olacaktır. Ulaşamayanlar merak etmeyin, sizin için de birkaç küçük önerim olacak…

 

  1. Yavaş ve derin nefes almayı öğrenin. Bu nefeslerin karın nefesi olması daha iyi olacaktır. Her gün egzersiz yapın ve gittikçe daha da yavaş nefes almaya çalışın.
  2. Doğumda bu yavaş nefesi dalgaları karşılamak için kullanın.
  3. Her dalgada mutlaka odaklanın ve gevşeyin. Yani bedeninizin diğer kasalarını gevşek bırakın. Zaten çalışan bir rahim kasınız var. Bırakın bütün oksijeni o kullansın.
  4. Her dalgada yavaş ve derin nefes alırken zihninizden olumlama cümlelerini tekrar edin. Örneğin; “ Her bir dalga bebeğimi bana yaklaştırıyor.” Her dalgada rahim ağzım bir çiçek gibi açılıyor ve bebeğimin geçişine izin veriyor.” “ Bebeğim ve rahmim uyum içinde çalışıyorlar.” Kendi cümlelerinizi de oluşturabilirsiniz. Bu olumlamaları HypnoBirthing kitabında bulabilirsiniz.
  5. Doğumda suyu ve suyun getirdiği rahatlamayı kullanın. Varsa doğum havuzuna girin veya odanızdaki duşu kullanın.

 

Diğer yapabileceğiniz şeylerden biri doğumda birebir destek almaktır. Destek alacağınız bu kişiler özel bir ebe, doula veya doğum terapisti olabilir. Kimi seçerseniz seçin sorgulamanız gereken en önemli özellik doulalık eğitimi alıp almadığıdır. Bu eğitimi alan uzmanlar sizlere doğum boyunca yargılamadan ve yorumlamadan destek verirler. Bu sayede doğumda gevşek kalmanız, doğru nefesler almanız ve o anda karşılaşabileceğiniz birçok negatif duygu ve korkuyu yenmeniz yönünde destek olurlar. Doğumda birebir ve en önemlisi kesintisiz destek alan kişilerde müdahale ve sezaryen oranlarının azaldığı, doğumdan tatminin arttığı yönünde birçok kanıta dayalı tıp çalışması vardır. Bunlardan bir tanesi 2002 yılında 137 çalışmanın derlemesi şeklindedir. Elen Hodnett’in bu çalışmasına göre doğumdan memnuniyeti etkileyen en önemli faktör ağrı değildir. Doğum algısının tatmin edici olmasında hissedilen ağrı, kullanılan ağrı kesiciler veya müdahalelerden çok, sağlık görevlilerinin davranışları etkilidir.

Doğumdan memnuniyeti etkileyen 4 önemli faktör var:

  1. Kişisel beklentiler
  2. Sağlık çalışanlarından gelen desteğin miktarı
  3. Gebe-doktor/ebe ilişkisinin kalitesi
  4. Kararlara aktif katılım

 

Bu yüzden doğumda seçeceğiniz doğum destekçileriniz ağrı algınızı da değiştirecektir. Bu değişim olumlu da olabilir olumsuz da. Bu yüzden doğum destekçinizi seçerken lütfen gerekli araştırmaları yapınız. Bu profesyonel bir kişi olabileceği gibi elbette aileden biri veya bir arkadaşınız da olabilir. Ama yargısız, yorumsuz ve doğumda hep pozitif bir yaklaşım sergileyecek bir destekçi seçmeniz doğumda daha rahat etmenizi sağlayacaktır.

Sonuç

Sadece nefes ve odaklanma ile dalgalarla nasıl kolayca dans edebildiğinizi gördüğünüzde inanın şaşıracaksınız. Hele bir de başardığınızı gördüğünüzde, yapabildiğinize inandığınızda içinizdeki doğum yapma gücünü hissederek kendinize ve bebeğinize inanacaksınız. İşte ondan sonra daha bir dik olarak, inançla ve sevgiyle bebeğinize kavuşacaksınız.

Yeter ki algılarınızı şimdiden değiştirin, doğumun gücüne, size ve bebeğinize kattıklarına şimdiden inanın…

Op.Dr.Hakan Çoker

Keşkesiz Doğum Eğitmeni

You may also like...